- Bunları daha sonra düşünürsün.
- Daha sonra?
- Muhtemel bir uyku öncesinde mesela.
Mehmet Eroğlu sokaklarının hepsini bildiğin bir şehirden artık gitme vaktin gelmiştir diyor. İyi de bir şehrin sokakrlarının hepsini nasıl bilebilirim dedim. Aptallaşma. basit düşünüyorsun yine dedi. Sonra sonra anladım ki, şehrin sokaklarını,gitmeden tahayyül edebiliyorsan defol git o şehirden.
Biz içimdeki sesle, ki pek akıllıdır kendisi, böyle münakaşalar halindeyiz.
Ne diyorduk? hah, yaşanmasa da olacak kadar sıkıcı bir günde, bu şehirde, yağmur mu yağacak yoksa güneş mi açacak anlaşılaman bir havada rüzgarla doyuyordum. Yürdüğüm caddenin üzerinde yayaları çok düşünen belediyer tarafından konulmuş banklardan birine oturdum. İnsanları izlemek bazen film izlemekten çok daha güzel olabiliyor. Bir senaryonun içne bulunduğum yerdeki insanları monte ediyorum. Lütfeeen, deli değilim ben! Bazen pek karmaşık bir hikaye ve saçma sonlar olsa da kendi filmimin senaristi ve yönetmeniyim bu noktada.
- Ne kadar bencilsin.
- Tamam. Seni yok sayamam. Nerdeyse bütün güzel fikirler senden çıkıyor.
- Hh şunu bileydin.
- İyide sen benim içimdesin zaten. Yani bunları dışardan dıyan insanlar senin fikrin olduğunu hiçbir zaman bilemeyecekler.
ONu hiçbir zaman alt edemedim.
Böyle günlerden birinde bankta otururken yanıma gençten bir kadın oturdu. Fena sayılmazdı. Ah Freud bir söylediğinde de yanıl ne olur.
- Merhaba dedim.
Ona selam vermeme çok şaşırdı. Ne yani onca boş bank varken gelip buraya oturuyorsun selam vermezsem bu bankta oturmanı nasıl anlamlı kılabiliriz.
- Merhaba.
- Saat kaç? dedim. Sorduğum soruya bak. Alakasız noktalardan girersem sanki daha çabuk kaynaşırmışız gibi geldi nedense.
- İkiyi yedi geçiyor.
- Parmaklarınız ne kadar ince.
- Efendim?
- Parmaklarınız diyorum. Dikkat edin.
- Ne diyorsun be adam.
Evet sonunda beni farketmesini sağlayabilmiştim.
- Adın ne?
- Sanane.
- Benden hoşlanmadın.?
Kalkmaya yeltendi kolundan tuttum. Yardım çağıracak sandım ama düşündüğümü yapmadı.
- Bıraksana be. Bana bak birazdan abim gelecek. Bir söylersem ağzınla burnun yer değiştirene kadar döver seni.
- Kaç yaşındasın sen?
- 21. Sanane diyorum gerizekalı.
- Dayak ince bir mevzudur böyle çocuksu tasvirler ona yakışmaz. Yaşının küçüklüğüne veriyorum.
- La havle. Deli misin arkadaş sen?
Bir anda banktan kalkti ve dönüp bakmadığım tarafa doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Deliler ve dahiler Kova burçlarından çıkarmış ama ben Kova Burcu değilim. Ben deli de değilim.
Sen hem salak hem de delisin. Götür beni burdan.
Ağır adımlarla caddenin sonuna doğru sallanarak yürüdüm.Rüzgarın yönü değişti. Güneş açmadı yağmur bastırdı bir ara. Bu şehirden gitme vaktidir dedim romantikçe kendi kendime.
oğlum sen harbiden delisin kız haklı. Dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder