Ankara'da doğdum. Ankaralılık biraz hassasiyet gerektirir. Ya çok sevilir ya sevilmez ama bu kentin sakiniysen söylenenlere karşı tetikte olmalısın.
Atatürk Ankara'yı başkent ilan ederken İstanbul kadar alımlı olmadığını elbetteki biliyordu. O, adaletli bir baba gibi albenili olan kızının yanında ona nazaran daha vasat olan kızını onore etmek için bu ünvanı Ankara'ya verdi. Bu biraz masalsı kısmı tabi. Ankara'nın Anadoludaki coğrafi konumunu şu an göz ardı ettik.
Bir keresinde teyzemle inanılmaz bir tartışmanın içine girdiğimi hatırlıyorum. Çocuğum o zamanlar,sokağımızın karşı kaldırımı benim için uzayla eş değer. Tartışma, Ankara'nın en çok nesi var İstanbul nesi absürdlüğündeydi. Teyzem beni kızdırmayı seviyordu. Bense Ankara'nın şerefini kurtarmaya çalışıyordum kendimce. En sonunda abim nafile çabama ve dolan gözlerime dayanamayıp, boşa çabalama Ankara ve İstanbul'u kıyaslayamazsın demişti. Çocuktum ama salak değildim. Bende biliyordum gerçeği. Sonra yaşım büyüyüp karşı kaldırım dar gelmeye başlayınca şehrin başka sokaklarını keşfetmeye başladım. Güvenlik caddesi Yazanlar sokağının parke taşlarının dizlerimde izi vardır. Kuğulu Park'ta ergenliğimiizn ilk deneyimlerini yaşadık. Bahçeli 7.caddeyi bir kere uçarak yürüdüm mesela.
İlk sinemaya babamla Cumhuriyet filmine gitmiştik Akün'de. İlkokul ödevimdi. Muazzam bir duyguydu. Ara ara tiyatro ve sinemaya gittiğimde aklıma, boyumdan yukarılara, bana uçsuz gelen tavanına baktığım an gelir. Yani Akün'ün yeri bende başkadır. Akün Ankara'dır, Atatürk Bulvarıdır, Tunalıdır. Sonra Devlet Tiyatroları sahnesi oldu, bambaşka bir anlamı oldu.
Şinasi Sahnesi ise profestonel anlamda ilk oyunumu oynadığım sahneydi. Kulisi bile hatırımda. Kırmızı halısından inerken kendimi nasıl da önemli hissetmiştim.
Şimdi EMEK YIKILMASIN derken Akün'ü hatırlıyorum. Emek'e dari bir anım yok malesef ama insan bir şehirde yaşadığı anıların hiçbirinden kopamaz. Zaman eskitmez ve onlar hep durduğu yerde kalacaktır.
Ben büyüdüm. Ellerim, adımlarım, hayallerim büyüdü. Akün'ün tavanı o kadar devasa gelmemeye başladı. Şinasi'nin merdivenlerini üç adımda çıkmaya başladım. Ankara'dan taşındım.
Akün ve Şinası benim çocukken teyzeme karşı ümitsizce savunduğum Ankara'm.
Şimdi pek seviyeli bir ilişkimiz var kendisiyle ama biz birbirimizin sırlarını biliyoruz. Kopmamız mümkün değil.
Ankara'yı menfaatlerine alet eden insanları hiç sevmedim. Ve onları hiçbir zaman affetmeyeceğim.
Velhasılı beyler, Akün'ü ve Şinasiyi satamazsınız. Dokusuna hiçbir katkınızın olmadığı bu bozkırın sayılı kalmış tarihi değerleri satılamaz, yerine AVM yapılamaz!
Ankara'yı rantsal emellerinize alet etmeyiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder