Kalabalığın sesi kulağımı tırmalamaya başladığında aklıma bir Zuhal Olcay şarkısı gelir. Hangi şarkısı olduğunun o esnada pek önemi yoktur. İstediğim yerlere o anlık götürsün ve getirsin isterim.
Kapalı havalarda bu şehirde bir garip Orhan Veli şiiri olsaydım, her sabah siz uyurken gökyüzünü maviye değil su yeşiline boyardım ya da yavru ağzına.
Burç yorumlarının reçetelerden daha makbul olduğu bu günlerde yıldız haritasını çıkartmak için 300 lira verecekmiş bir arkadaşım çook ünlü bir astroloğa. Oysa ben sadece yıldızları görmek için uzanabileceğim bir iskele ve biraz yaz kokusu arıyorum.
Yazın gelmesini hem istiyor hem istemiyorum.
En büyük hayalim Fidel ölmeden Küba'ya gitmek ve bungee jumping yapmak. Hangisi daha büyük diye sormayın, bilmiyorum.
İzleyemediğim filmlerim, okuyamadığım kitaplarım ve banyomda hiç açmadığım bir diş fırçam var.
Bu yazdıklarımı bir iş görüşmesinde söyleyebilmeyi çok isterim. O zaman pek saygı değer işverenim gerçek ben'i tanırdı. (gülme Nazlı)
Eskiden biriktirme huyum vardı şimdi ise ne görsem çöpe atasım geliyor. Sonra durduk yere çöplerin doğada nasıl çözüneceğini düşünüp üzülüyorum. Kızılderililere bir selam yolluyorum içimden.
Bir gün sinirlenip mutfakta yere bir bardak atmıştım sinirim biraz olsun geçsin diye. İlk saniyeler muhteşem bir duygu hissettim ama toplarken canım çıktı bu seferde bardağı yere attığıma sinirlendim. Anladım ki, sinir nöbetleri için spesifik nedenlere ihtiyacım yok.
Yol ayrımlarını düşündüm. Sanırım hep düşünüyorum. Neden ve niçin burada olduğumu. Yeni boyanmış bir apartmandaki keskin tiner kokusunu, havanın ısınmasıyla evimi evleri haline getiren yaz karıncalarını...
Mevsim dönecek bahara kış onu rahat bırakırsa. Aklıma gelmişken Bodrum'un erguvanları ile İstanbul'un sümbülleri ayrı ayrı pek güzelken yan yana aynı güzellikte olmaz, olamaz.
Bir şarkı tuttum bu bahar için. Beklentilerinizi karşılayamayabilirim. Gönderiyorum.
Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin, hı ne dersin?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder