10 Nisan 2013 Çarşamba

bir günümüz, bir gülünüz.


hava birden ısınmıştı. parmaklarımın bittiği yerler, dolmuş şöförü edasında kızarmaya başlamıştı. yazı sevmeme sebeplerimden bir başkası. sanki fight club'ım var ve birinci kuralı da ondan bahsetmemek.


cansu: yaz bakalım şu cv'yi.
nazlı: abi sana son derece dürüst bir cv yazacağım. mesela ben dürüst cv yapıyor olsaydım, hobilerim şunlar olurdu; dedikodu yapmak, ayşeyle gülmek, cansuyla herkesle dalga geçip gülmek, emreyle tüttürmek, duvara bakma şarkıları açıp, duvara bakmak. playstation oynamak, annemi kandırmak. bol küfürlü sohbetler etmek. insanlardan itinayla nefret etmek.
-
-
-
-


vapur son derece ciddi bir şekilde ilerlemektedir.

cansu: abi, sana şimdi beş bin verseler, ayağa kalkıp, pantolonunu çıkarıp, çantandaki basketbol şortunu giyermisin?

söz konusu şort;














nazlı: giyerim!
cansu: üç bine?
nazlı: giyerim!
cansu: iki bine?
nazlı: giymem lan o kadar da değil.

vapur hala tüm ciddiyetiyle yol almaktadır.

cansu: peki abi, sana onbeş bin verseler, şimdi vapurun ortasında işer misin?
nazlı: işerim.
cansu: vay anasını onbeş bine işedin. asdasdasd

cansu: peki sıçar mısın
nazlı: yok artık amk, olum sıçmak uzun bir eylem, kameraya çekerler, şort giymek ve işemek ne olduğunu anlamadan bitecek işler.
cansu: peki abi ya çişi kesemezsen.

vapur kadıköye yanaşır..

nazlı: cansu beni kaça vurursun?
cansu: nasıl vurmak, öldürmek mi?
nazlı: aynen, tek kurşun, hapis mapis yok, sadece birini öldürmüş olacaksın, o da ben olacağım.
cansu: ikiyüzelli bine vururum.
nazlı: dua edelim de kimse sana ikiyüzelli bin teklif etmesin amk.

soğuktan iyice afallamış şekilde minibüse bindik, cansu konuşmakta zorlanıyordu. minibüs şöförü ve yanındaki yamağı sürekli olarak ayfon beşten bahsediyorlardı;

cansu: nazlı şimdi kalkıcaksın, dolmuşçunun yanağına bir öpücük kondurup, çantandaki şortunu da kafasına geçireceksin.
ben gülmekten cevap veremedim ama bir süre sonra; "öperken yanındakine de ayfon beş çok iyi telefon" derim dedim.

cansu, vavien'de geçen içine atıyon atma diyaloguna şahit olmanın verdiği o haşmetli gururu yaşamakta ve beni deliler gibi güldürmeye devam etmekteydi. bir ara durup, "yol uzun güzergah zorlu" diye birhan keskin şiirlerine uğradık. geçerken uğramadık, aklımıza geldi, gittik ve döndük. cansu'ya ilk defa kendi yazdığım bir yazıyı okuttum hem de sesli okuttum. çok güzel okuyor şerefsiz. öyle duyunca çok mutlu oldum. hasımların bayram etsin diyeceğim, o da bana "sen mutlu ben mutlu işte armutlu" diye cevap verecek.

dolmuş yolculuğunun bir yerinde

nazlı: cansu, abi cana bi ilaç kullandı saçlarına çok iyi geldi biliyor musun, çok az saçı vardı, şimdi fışkırıyor.
cansu: aa sen cana ile konuşuyor musun ki?
nazlı: yani, aslında hayır ama ne bileyim. öyle bir ilişkimiz var ki ancak bunu sormak için ararım.


böyle gülmeler ilaç gibi geliyor. nazan öncel çok seviyoruz, gidelim buralardan şarkısını farklı şekilde yorumluyoruz, ya eğilir, ya eğilmez kimse üzülmesin.

beni geçirmeye, kardeşim eğilmesin.
söğüdün dalları bugün eğilmesin.
gidelim buralardan, eğilemiyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder